Zafer Kılıç
27p26 comments posted · 1 followers · following 1
20 weeks ago @ Bonoboizm - Biseksüellik: Sı... · 0 replies · +1 points
69 weeks ago @ Bonoboizm - Felsefede Ü&ccedi... · 0 replies · +1 points
Felsefe ile bilim birbirinden bütünü ile ayrı şeyler değillerdir zaten. felsefe, bilimin başlangıç ve devam halidir. bir şeyi deneye tutmadan önce, deney aşamasında ve sonrasında yaptığımız şey felsefedir. Hele ki idealist felsefe bilime bu denli bulaşmışken, kısmen kilise daha ziyade burjuvanın tahakkümü ve kaynaksal desteği altındaysa, karşı felsefi akımla antitez geliştirmek sahtekarlıktan ziyade bir gereklilik olsa gerek. Zaten her iki yazar "gerçek bilim bizim bilimimizdir" iddasında değiller. Diyalektik materyalist yöntemle bilimlere ve felsefeye yaklaşıyorlar ve burjuva biliminin de bu açıdan yaklaşması gerektiğini, doğru yöntemin diyalektik materyalizm olduğunu, doğa olaylarını en iyi diyalektikle anlayabileceğimizi söylüyorlar. Bu açıdan da kendi örneklerini, tez, antitez, hipotezlerini sunuyorlar. Bunu sahtekarlık olarak almamak gerek. Bu diyalektiği ve Markisizmi dar kalıplardan yorumlamaktan ileri geliyor kanımca..
70 weeks ago @ Zafer Kılıç - Zafer'den Mektup Var! · 0 replies · +1 points
71 weeks ago @ Zafer Kılıç - Alıcılarınla Oyna! · 0 replies · +1 points
90 weeks ago @ Zafer Kılıç - Bir şey varsa vardır... · 0 replies · +1 points
90 weeks ago @ Zafer Kılıç - Bir şey varsa vardır... · 2 replies · +1 points
Teşekkür ederim dostum iyi bir sohbet oldu benim için. Kırdıysam yada üzdüysem -ki muhakkak yapmışımdır- özür dilerim, cahilliğime, gençliğime ver gitsin. Uzun zamandır böyle samimi bir dindar ile sohbet etmemiştim, gerçekten teşekkür ederim.
Sevgiyle..
90 weeks ago @ Zafer Kılıç - Bir şey varsa vardır... · 0 replies · +1 points
Elbette var. Eğer peygamberlik iddiasından vazgeçseydi bu vaat edilen şeyleri bir zaman sonra tüketecekti. Ayrıca peygamber saltanatı yanında bu şeyler devede kulaktı. Oysa bir tanrı yaratıp kendini onun sonsuz servetine, gücüne ortak etmek muhteşem bir fikirdi. Tanrı yoktu aslında, tanrı olmadığı için, yani ortaya çıkıp peygamberin bu iddiasını çürütemeyeceği için asıl tanrı peygamber olacaktı. Yani tanrı’nın kanatları altına sığınarak, onun sonsuz yetkisini kullanarak, onun yeryüzünde ki temsilcisi olacaktı.
“Peygamberliğini açıklayana kadar ağzından bir tane bile yalan çıkmadığını ve bu nedenle kendisine “El Emin” isminin verildiğini nasıl açıklarsın? Ve peygamberliğini açıkladıktan sonra nasıl yalancılıkla suçlarsınız?”
Sen peygamberinin ağzından bir tane bile yalan çıkmadığını kanıtla bakalım önce. Kanıtların var mı? Muhammed’in peygamberlik dönemine kadar ağzından çıkan tüm sözcükler kayıt altına alındı mı? Böyle saçma bir şeyi nasıl söylersin aklım almıyor. Peygamberlik saltanatına nail olacak kankaları, çevresi, yakınları elbette onu pohpohlamak ve inandıcılığını arttırmak için “el emin” sıfatını, lakabanı ona yapıştırmış olabilirler elbette. –ki kuvvetle ihtimal böyle olmuştur!- tıpkı Kılıçdaroğlu’na çevresinin “Gandi” lakabını yapıştırdıkları gibi.
“Peygamberimiz dönemin ateistlerinden biriyle tartışmaya giriyor ve onu ikna edemiyor. Ona şunu söylüyor; “Diyelim sen haklısın ve Allah yok. O zaman ben ne kaybederim. Sadece dünya hayatındaki bazı zevklerden mahrum kalırım. Peki ya ben haklıysam? Sen nefsinin istekleri doğrultusunda bir hayat yaşarsın ve bir gün ölürsün. O zaman senin ahiretteki durumun ne olur?”
Çok safça bi giriş yapmış peygamber efendi. Doğrusu ben olsaydım onun yerinde, çok daha zeki, daha okkalı bir soru sorardım. Ve yine ben o ateistin yerinde olsan cevabım aynen şöyle olurdu. “Evvela kendine peygamber diyen birinin, bir ateistin ahret inancının olmayacağını bilmesi gerekir. Bunu bilmediğin için sen peygamber değilsin, bak senin sorunla senin “ben paygemberim” iddianı çürüttüm bile” derdim ona ve Peygambere ateizmi ve ateistleri öğreterek onu ateizmin huşuluğuna erdirirdim.
90 weeks ago @ Zafer Kılıç - Bir şey varsa vardır... · 0 replies · +1 points
Benim bunlara karşı bir itirazım yok. Aynı tanrının diğer yüzüyle benim problemim. Maske takıyor bu tanrı, ikiyüzlü. Aynı tanrı nedense yarattığı insanlara acı çektirerek bedel ödetiyor ve kurallarına uymazsan seni cehennem dedikleri saçma bi yerde işkence ederek cezalandırıyor, cayır, cayır yakıyor. Böyle sadist, böyle psikopat, böyle ruh hastası bir tanrı olur mu? Tanrıyı nasıl cani olarak gösterebilirsiniz? Sizin tanrı tanımlamanız tam olarak bir ruh hastası cani. Günah işleyeceğimi bildiği halde ne diye beni cayır, yakar? Benimle oyun mu oynuyor? İşi gücü yoktu bu adamın kalkıp bi gezegen yarattı muhteşem güzellikleri koydu içine sonra da beni emirleri ile sınadı ve ben emirlerine uymayıp bana sunduğu zevklere düştüğüm için kalkıp bana işkence ederek, azap çekerek bedenimi diri, diri yakıyor? Sence bu tanrının psikolojisi yerinde mi? Canı sıkılıyor da oyun mu oynamak istiyor benimle, seninle? Saçmalık resmen saçmalık bu yaradılış teorisi. Üstelik bu dünya da bana azap ediyor. Beni en güzel şeylerden, yiyeceklerden, içeceklerden, cinsel temaslardan, hazlardan sakındırıyor. Erkeğin kutsamış kadını yok saymış. Kadını bu dünyada olduğu gibi cennette de erkeğin emrine, hizmetine vermiş. Koca Kuran’da nedense erkeklere verilen göğüsleri yeni tomurcuklanmış sübyan huriler erkek versiyonları genç delikanlı Nuriler kadınlar için yok. Kadına erkeğe verilen böylesi hiçbir özel ödül yok. Hatta bu dünyada eşcinselleri lanetleyen sevgili tanrın öte dünyada bunu gılman dediği oğlanlarla serbest bırakmış ve bunları bile erkeklerin hizmetine sunmuş. Bu dünyada sübyancılığı yasaklamış öte dünyada serbest. Bu dünyada içkiyi yasaklamış öte dünyada serbest. Böyle saçmalık mı olur allasen? Demek ki sen sübyancı, sapık bir tanrısın. Yine bir erkeğe şahitlik için iki kadın zorunluluğu getirmiş bu dünyada, yine kadını erkeğin kaburgasından yaratmış sözde. Bu kadın düşmanlığı nedir yahu? Bu kadar ayrımcı bir tanrı olur mu? Hangisini sayayım bilmiyorum ki, bir değil beş değil Kuran’ı sorgulayarak okuduğun her ayet elinde kalıyor. Hele ki şiddet içerikli ayetler var ki onlara hiç girmiyorum bile dostum..
Dostum benim inançlarımın %60’ını bilimsel bulgular oluşturuyor. Geri kalanını da zaman içerisinde -eğer dinler ve kapitalizm bilimin gelişmesini önünde ki elini eteğini çekerse- yine bilimsel yollarla tamamlayacağım. Bu yüzden benimki si din değil bilimdir. Seninki si ise dindir. Benim bilimim bana senin dinin sana, doğrusu bu olacaktı..
90 weeks ago @ Zafer Kılıç - Bir şey varsa vardır... · 0 replies · +1 points
“Sana Allah’ın varlığını ispatlamak gibi bir derdim yok. Çünkü bunu yapamam. Nedenini de geçen gün doktor arkadaşımın bana anlattığı bir detayla anlatmaya çalışayım. Sadece dişte yaşayan bir bakteri varmış. Bu bakterinin tüm dünyası bir dişmiş. Şimdi bu bakteriye biz insanı, doğayı, dünyayı, evreni nasıl anlatabiliriz. Bunu anlayabilir mi? Birde denizde yaşayan bir balığa hiç görmediği bir aslanı nasıl anlatabiliriz.? Nasıl anlatırsak anlatalım onun zihninde aslan yine bir balık şeklinde canlanacaktır. Bilmem anlatabildim mi? Sonlu olan sonsuzu kavrayamaz. Yaratılmış olan sadece yaratıcının kendisine vermiş olduğu kabiliyet çerçevesinde yaratıcısını anlayabilir.”
İyide arkadaşım sana vahiy mi geldi? Peki, sen hiç görmediğin, tanımlayamadığın bir şeye nasıl inanıyorsun? Sen sonun olduğunu da nereden biliyorsun? Ölümü bir son mu zannediyorsun? Öyle olsaydı eğer küçük canlılar, bitkiler, hayvanlar, insanlar, toprak senin bedeninden, hücrelerinden beslenip neden canlılığını devam ettirme gereği duyacaklardı ki? Yaşam sonsuz bir döngü. Her an kendisini yeniliyor. Geçmişte insanlar 60 yıl yaşıyorlardı, daha öncesinde 40 yıl. Şimdi 80 yıl, 100 yıl. Beynimiz geliştikçe ömrümüz de uzuyor, daha ileride 150,200 yıl yaşayacağız. Doğaya ne kadar uyum sağlarsak o kadar doğanın biyolojik bir parçası olacağız. Sonra yeniden, yeniden doğacağız ve bu sonsuz kere devam edecek. Bunun dışında mantıklı bir hipotez yok. Ayrıca sen bugün o bakteriye insanı ev evreni anlatamayacaksın ama milyonlarca yıl sonra o bakteri kompleksleştiğinde kendisi anlayacaktır zaten. Aynı durum balık için de geçerli.
“Astrofizikçi Hugh Ross evrenin yaratıcısının tüm boyutların üzerinde olduğunu şöyle açıklar: “Zaman, olayların meydana geldiği boyuttur. Eğer zaman, patlamayla birlikte ortaya çıkmışsa, o zaman evreni meydan getiren nedenin evrendeki zaman ve mekândan tamamen bağımsız olması gerekir. Bu bize yaratıcının evrendeki tüm boyutların üzerinde olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda yaratıcının bazılarının savunduğu gibi evrenin kendisi olmadığını ve evreni kapladığını, sadece evrenin içindeki bir güç olmadığını kanıtlıyor.” Bilim, materyalist felsefeyi geçersiz kılarken, evrenin Allah tarafından yaratıldığı gerçeğini de ispatlamıştır. Newsweek dergisi 27 Temmuz 1998 sayısında bu konuyu “Bilim Allah’ı Buluyor” başlığıyla kapak yapmıştı”
Bu tamamen çarpıtma bir haberdir. Daha önce de söylediğim gibi bilim fizikle ilgilenir. Fizikötesi ile işi olmaz. Bu dinlerin işidir, felsefenin işidir. Bilim götünü de yırtsa evrenin fizikötesi bir güç tarafından yaratıldığını bulamaz. Bu hem aptalca bir istek olur hem de bilime, bilim insanlarına karşı haksızlık olur. Bilimden yapamayacağı şeyler beklemek ise ancak cahillerin işidir. Siz yaradılışçılar ne yazık ki her şeyinizi, tüm ümitlerinizi boktan bir teori üzerine, bingbange kurmuşsunuz ve bu teoriye tek kurtarıcınız olarak sarılmışsınız. Keşke geçerli bir teori olsaydı ki dediğim gibi bu durumda bile bu teorinin tanrıyı bulması imkânsız. Unutma; bilimin tanrının varlığını kanıtlaması için kendisinin tanrıyla eş değerde olması yani zamanın ve mekanın ötesinde, üstünde, bunlardan bağımsız bir yerde olması gerekirdi. O zaman da size yeni bir tanrı doğacaktı. Tıpkı geçmişte binlerce tanrıya taptığımız gibi kendimize bu kez daha sağlam bir tanrı bulmuş olacaktık. Ama bir zaman sonra bilim gelişince onu da yok edip yerine yenisini arayacaktık. Bu kafa ile gidersek de tanrıları bizim yarattığımızı hiçbir zaman anlayamayacak, tanrıların bizi yarattığını sanacağız.
90 weeks ago @ Zafer Kılıç - Bir şey varsa vardır... · 0 replies · +1 points
Evrenin kökeni ve hayatin anlamıyla ilgili temel soruların cevaplandırılmasını mümkün ve zorunlu görür inançlı. Bu soruların cevaplandırılabilmesi elbette güzel olurdu ama bu bir temennidir sadece. Bu temenniyi gerçek zannetmek ve gerçekten de bu soruların doğru cevaplarına uygarlığımızın bugünkü düzeyinde eksiksiz ve tartışmasız ulaşılabileceğini zannetmek ve daha ilginci, bu cevaba zaten sahip olunduğunu zannetmek başka bir yanılgıdır. Bilinçli insanin, bu tur temel konularda bilinmeyenlerle yasamayı öğrenmesi gerekmektedir. Yoksa doğru cevap diye uydurma bazı cevaplarla kendini kandıracaktır.
6) Yokluğu varlıktan öncelikli görmek ve varlığın ille de yokluktan çıkması gerektiğini zannetmek
İnançlı yokluğu temel durum görür ve varlığın ondan çıkması gerektiğini düşünür. Bu önyargıya dinlerdeki yoktan yaratma/yaratılma fikri yol açmaktadır. Halbuki, prensip olarak yokluğun daha temel ve daha öncelikli durum kabul edilmesinin bir zorunluluğu yoktur. Varlık da tek başına yokluk kadar temel bir durumdur, daha doğrusu bu ikisi iç içedir ve yokluk olmadan varlık, varlık olmadan ise yokluk anlaşılamaz.
7) Tanrı deyince ne kastettiğini bildiğini zannetmek
İnançlılar, Tanrı deyince ne kastettiklerini bildiklerini zannederler. Halbuki Tanrı kavramı, ilk ortaya çıktığından beri, ne anlama geldiği belirsiz, bulanık, çelişkili ve anlaşılmaz bir kavramdır. Tanrı için söylenen şeyler birbiriyle çelişir ve bir kısmi da mantığa aykırıdır. Fakat bu durumu açıklamak için inançlılar bizim algı kapasitemizin ve zihinsel yeteneklerimizin Tanrı’yı anlamaya yetmeyeceğini söylerler. Tabi bunu dediklerinde de bahsettiğimiz 2 numaralı yanılgıya düşmüş olurlar.
8) Tanrı’nın varlığının kanıtlanabileceğini zannetmek
Her insanin içinde az ya da çok bilimsel kaygılar vardır, ve bu yüzden inançlılar Tanrı’nın varlığının kanıtlanabileceğini düşünmek isterler. Daha doğrusu, varlığını kanıtlayarak inandıklarını düşünmek isterler. Halbuki, konuyla biraz yakından ilgilenen herkes, ki buna teologlar da (hatta özellikle onlar) dahil, doğaüstü olduğu, tam anlaşılmaz olduğu ve algı alanımızın dışında olduğu söylenen metafizik bir kavramın varlığının kanıtlanamayacağını görür.
9) Tanrı’nın varolduğunu kanıtlamanın, dinlerin ilahi olduğunu kanıtlamakla aynı anlama geleceğini zannetmek
Bu da çok yaygın bir yanılgı inançlılar arasında. Bu iki fikir arasında bir uçurum var normalde. (Evrene sebep olan bir güç tanımlayıp buna Tanrı demekle, bu Tanrı’nın dinlerin bahsettiği Tanrı olduğu ve bizlere kitaplar, peygamberler gönderdiğini düşünmek arasında). Ama her nedense bu eksiklik gözlerine çok fazla batmaz inançlıların. Bu sorunu fark ettiklerinde, deist oluyorlar zaten.
“Tüm bunları düşünürken uykum kaçtı. Aklıma kader geldi. Kaos teoremine göre kader anlayışı nasıl olacaktı… Mikro ve makro evrende var olan düzen (külli irade)(kader), bu düzen içinde dünyanın halifesi (Allah’ın halifesi değil) olarak yaratılan insanın iradesi (cüz’i irade)(kaos-kelebek etkisi)… işte olay bu.”
Buda dini bilime uydurmak için girişilen başka bir olgu. Kader ne yahu? Senin kaderinin çok ama çok küçük bir kısmını sen belirliyorsun. Geri kalanını siyasi/ekonomik/teolojik kapitalizm sistemi belirliyor. İşte bütün dalga burada..
Thingamajig